2011 Ağustos | Ana Sayfa

İslâm’ın Şartlarından Ramazan Orucu Ve Ramazan-I Şerif

05 Ağustos 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Ramazan-ı Şerif ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri Teravih namazlarıyla ihyâ edilir. Ramazan-ı Şerif Kur’an ayıdır. Bu itibarla, Kur’an okumasını bilen herkes, bu ayda bir hatim yapmalıdır. Ramazan-ı Şerif ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem’den âzaddır.

Oruç lügatte, bir şeye karşı kendini tutmaktır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Meryem’den hikâyeten şöyle buyurmuştur: “Ben, Rahman (olan Allah) için oruç adadım (Yani söz söylememeye nezrettim). Onun için bugün hiçbir kimseye kat’iyyen söz söylemeyeceğim” (Sûre-i Meryem, Âyet 26) Kısaca Meryem vâlidemiz burada, konuşmamayı adadım demek istemiştir.

Dînî ıstılahta ise Oruç; tutmakla mükellef kimselerin niyet ederek, fecrin doğuşundan, imsâk vaktinden güneşin batışına kadar, ibâdet niyetiyle yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak gibi orucu bozan şeylerden uzak durmak, bunları yapmamaktır.

Oruç, İslâm’ın beş temel şartından biridir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “Ey iman edenler! Takvâ üzere olasınız diye, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, size de oruç tutmak farz kılınmıştır.” (Sûre-i Bakara, Âyet 183) “Kim o aya (Ramazan ayına) erişirse oruç tutsun” (Sûre-i Bakara, Âyet 185.)

Hâdis-i Şeriflerde de; “Eğer kullar Ramazan ayındaki fazileti bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” (Mecmau’z-Zevâid, 3/140-14.) “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır” buyrulmuştur. (Et-Terğib ve’t-Terhîb, 2/92)

Ramazan Orucu, Hicret’in ikinci yılı Şâ’ban ayının onunda, kıble Kâ’be’ye döndürüldükten bir buçuk sene sonra farz kılınmıştır. Gerek Âyet-i Kerîmelerden gerekse Hadis-i Şeriflerden anlaşılacağı üzere, orucun ruhî ve bedenî yönden pek çok hikmetleri vardır. Ancak, hepsinden önce oruç, Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’ne itaat ve ibâdettir. Mü’min kul, bu itaatinden ötürü hudutsuz bir şekilde ecir kazanır, Allah’ın rızâsına nâil olur. Çünkü oruç, sadece ve sadece Allah içindir. Allah’ın keremi ise pek geniştir. Kezâ, “Reyyan” denilen ve sadece oruçlulara tahsis edilmiş bulunan Cennetin o hususi kapısından içeri girme hakkı elde edilmiş olur.

Mü’min oruç sebebiyle, daha önce hasbelbeşer işlediği günahlardan dolayı hak ettiği azaptan da kendini uzaklaştırır. Oruç, bir yıldan öbür yıla kadar işlenen küçük günahlara keffarettir. Oruçtan hâsıl olan itaat sebebiyle Mü’min, Allah’ın çizdiği yolda dosdoğru gider. Çünkü oruç, Allah’ın emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktan ibâret bulunan takvâyı gerçekleştirir, irâdeyi kuvvetlendirir, gayreti biler, sabrı öğretir, zihnin berraklaşmasına, tefekkürün parlamasına yardımcı olur. Lokman Hekim oğluna şöyle demiştir: “Oğlum, mide dolduğu zaman tefekkür uyur, dil hikmetsiz olur, â’zâlar Allah’a ibâdetten geri kalır.”

Oruç insana, düzen ve disiplin öğretir. Çünkü oruç, oruçluyu muayyen bir vakitte yemeye içmeye mecbur eder.

Oruç, insandaki merhamet ve kardeşlik bağlarını geliştirir. Müslümanları birbirine bağlayan yardımlaşma ve ictimâî tesânüd (sosyal dayanışma) bağlarını kuvvetlendirir. Oruçlu kişinin açlık ve ihtiyaç hissetmesi onu başkalarına iyilik yapmaya sevkeder… Fakirlik, hastalık ve açlık sıkıntıları mevzuunda başkalarının derdine ortak olmaya teşvik eder. Oruç fiilen insanın hayatını yeniler, vücuttaki fazlalıkları atar, mideyi ve hazım organlarını rahatlatır, yiyecek ve içeceklerin bıraktığı kokuları yok eder. Hadis-i Şerifte de buyrulduğu gibi; “Oruç tutan sıhhat bulur”, “Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç kalplerinizi saflaştırır” (Künz-ül Hakâyık) Oruç, fakirlere karşı şefkatli ve merhametli olmayı öğretir. Çünkü nefis bazı zamanlarda açlığın acısını tadınca, bu acıyı diğer bütün zamanlarda da hatırlayarak, fakirlere karşı merhametli davranmasını temin eder, dolayısiyle Allah indinde güzel bir mükâfata kavuşur.

Hülâsa, yukarıdan beri saymaya çalıştığımız bütün bu faydalı ve güzel hasletleri kazandıran orucun farz olduğu mübârek Ramazan-ı Şerif ayına ulaşmış bulunmaktayız. Bu bakımdan herşeyden önce bizleri bu aya kavuşturan yüce Rabbimize şükretmeliyiz. Zirâ, geçen sene beraber iftar ettiğimiz bazı insanlar, ne yazık ki bu aya ulaşmadılar. Rabbimiz bizleri ve topyekün Ümmet-i Muhammed’i Ramazan ayının rahmet, mağfiret ve feyz deryasından mahrum etmesin, felâha ermeyi nasib ü müyesser kılsın.

RAMAZAN-I ŞERİF AYININ FAZİLET VE ESRÂRI

İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî Kuddise Sırruh Hazretlerinden: «Ramazan-ı Şerif ayı büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzerî ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz ibâdeti edâ edenin ecrini alır.

Bir kimse, Ramazan-ı Şerif ayında bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de Cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevabından birşey eksilmeksizin, onun sevâbı kadar da kendisine sevap verilir.

Ramazan-ı Şerif ayında, bir kimse kölesinin veya hizmetinde bulunanların vazifelerini hafifletirse, Allah Teâlâ kendisini bağışlar ve Cehennem azâbından âzâd eder. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Ramazan-ı Şerif ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.

Bir kimse Ramazan-ı Şerif ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. Şayet bu ay, dağınık ve perişanlık içerisinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan, mümkün olduğu kadar bu ay içinde cem’iyyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri, bu gecelerin her birinde, Cehennem azâbına müstehâk olmuş binlerce kimseyi âzâd eder. Bu ay içinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.

İftarda acele etmek, sahuru te’hir etmek sünnettir. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunun üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa ehemmiyet vermek, âdeta kulluk makâmına münasip bir tarzda ihtiyacını arzetmektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), iftarda şu duâyı okurdu: “Zehebe’z-zamâü ve’b-telleti’l-urûku ve sebete’l-ecru inşâallaâhü teâlâ”. (Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir de sâbit oldu.)

Bu ayda, Terâvih namazı kılmak, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i müekkededir. Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ Habîb’i (s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.» (Mektûbât, c.1, s. 61)

SABIR VE ŞÜKÜR AYI  

Ramazan-ı Şerif oruç ayı olduğu gibi aynı zamanda bir sabır ve şükür ayıdır. Sabır, hem zirvedeki insanların hâli hem de o yolda mesafe katetmeye çalışanların güç kaynağı… Şükür ise, insana bahşedilen duygu, düşünce ve âzâları yaradılış gâyesi istikâmetinde kulanmak… Ramazan-ı Şerif ayı da hem sabrın hem de şükrün; kalb, lisan ve bütün âzâlarla zirve noktasında îfâ edildiği mukaddes bir aydır.

En uzun ömürlüler, en çok yaşayanlar değil, uhrevî bakımdan hayatlarından en çok semere almasını bilenlerdir. İşte Ramazan-ı Şerif ayı böylesine bir ömür sürmek isteyenlerin, acziyet ve fakirliklerini itiraf ile ilâhî hazinelerden bolca istifade edebilecekleri bolca bir zaman dilimidir. Zirâ bu ay, sînesinde “Bin aydan daha hayırlı olan” bir geceyi, yani Kadir Gecesi’ni barındırmaktadır.

İnananlar olarak bize düşen sadece rahmet, mağfiret ve felâh ayı olan Ramazan-ı Şerif’de değil, onun dışındaki günlerde de Rabbimize müteveccih bir hayat yaşayıp bütün bir seneyi Ramazanlaştırmak… İslâm’ın ulvî düsturlarını hayatımıza esas kılmak… Ve Efendimiz (s.a.v.)’in sünnet-i seniyyelerine sımsıkı sarılmaktır.

BATILILARA GÖRE ORUÇ
İlahiyatçı Marienne Meierir şöyle diyor:

“İnsan Allah için yaptığı fedakârlık nisbetinde kulluk zevkini tadıyor. İnsana, Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren bir başka ibadet düşünemiyorum. Siz Müslümanlar, Rabbinize olan müthiş bir sadakatle, “ye!deyince yiyor, “yeme!deyince çekiliyorsunuz. Bilhassa iftar sofrasında, her şey hazırlanırken, onunye!emrini beklemenin heyecanlı zevkini tadıyorsunuz. Bu bizim çok yabancı olduğumuz bir ulvî histir. Ancak bu güzel kulluk heyecanıyla yürekler, hakiki Allah inancını bütün haşmetiyle hissedebilir. Bizim ibadetlerimizde hakim olan; sathîlik, katılık, heyecansızlık ve kuruluktur. Oruçla gelen kulluk zevkini, ben de yaşamak istiyorum.”

Dr. Helga Bühler de şunları söylüyor:

Açlık grevi ile oruç arasındaki fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gadaptan kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asiti üretmekte, mide asiti ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.”

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, asırlar öncesinden bu hakikati şu mübârek Hadis-i Şerifleriyle hülasa olarak ifade buyurmuşlardır: “Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız” (Tergîb, 2, 83)

RAMAZAN VE KADİR GECESİ GİBİ FIRSATLARI GANİMET BİLMELİ

Mü’min fırsatları iyi değerlendirmelidir. Ömür, bize verilen en büyük nimetlerdendir ve fırsatlarla doludur. Zaman zaman, gaybten bir fırsat treni istasyonumuza uğrar… Fakat biz gaflet uykusundaysak yükünü boşaltmadan gelip geçer. O trenin bazen tekrar geldiği de olur. Fakat sizin ondakilere duyduğunuz ihtiyaç önceki gibi değildir artık.

Haşr günü’nün isimlerinden biri “pişmanlık günü” (Sûre-i Meryem Âyet 39) Bir diğeri de, “aldanma günüdür” (Sûre-i Teğâbûn, Âyet 9) “Ölen herkes pişman olacak… Kötülük yapanlar, kötülüklerinden dolayı: iyilik yapanlar da daha fazla yapamadıkları için” (Sahih-i Tirmizî, Zühd, 64)

Cehennemdekiler, belki de Cehennem ateşinden ziyade, pişmanlık ateşiyle yanıp tutuşacaklar. Fakat, “Ey bizim Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer tekrar kötülüğe dönersek, gerçekten biz zalimleriz” (Sûre-i Mü’minûn Âyet 107) “Yâ Rabbenâ! Bizi (dünyaya tekrar) çıkar; yaptığımızdan başkasını yapalım (salih amel işleyelim)” diyerek canhıraşhâne feryatları bir fayda temin etmeyecektir. Zirâ Cenâb-ı Hakk, “Size, düşünebilecek kimsenin düşünebileceği, öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size Peygamber de geldi. (Fakat siz inanmadınız) O halde tadın! (azabı) Çünkü zalimlerin yardımcısı yoktur” buyuruyor. (Sûre-i Fâtır, Âyet 37)

Hayatta bize sunulan fırsatlar bazen de aleyhimize gibi görülen şeylerde gizlidir. Şartlar, limon gibi ekşi olabilir. Fakat biz su ve şeker ilâve ederek, o limonu limonata yapabiliriz. (Dale Carnegie, Üzüntüsüz Yaşamak Sanatı)

Sesiniz, kasîde okumaya müsâit olmayabilir; üzülmeyin. Zirâ buna rağmen iyi bir âlim olabilir ve güzel sesli bir çok kimsenin düştüğü tuzaklardan selâmette kalırsınız.

Hasta mı oldunuz? Tedaviye çalışmakla beraber bunu aynı zamanda Allah’a iltica ve tazarruya vesile yapıp, mânen istifâde edebilirsiniz. Fakir bir ailenin çocuğu musunuz? Merak etmeyin; zirâ değerlendirebilirseniz, bu sizin lehinize olacaktır. Pek çok zengin çocuğu tembelce oyalanırken, siz ciddî bir çalışma temposuyla vakitlerinizi değerlendirebilirsiniz.

Sözlerimizi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir Hadis-i Şerifleri ile noktalıyalım: “Mü’minin hâli ne güzeldir. Eğer bir nîmete mazhar olsa şükreder, sevap kazanır. Bir musîbete uğrasa, sabreder yine sevap kazanır.” (Sahih-i Müslim, Zühd, 64) Sabredip, şükredebilenler ne mutlu!

ORUCUN FARZLARI

1- Niyet etmek,

2- Niyetin evvel ve ahir (son) vaktini bilmek,

3- Şafak yeri ağarmadan önceki vakitten güneş batıncaya kadar orucu bozan şeylerden kendini muhafaza etmek.

Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.

ORUCUN KISIMLARI  
Oruç altı kısımdır:

1- Farz,

2- Vâcip,

3 – Sünnet,

4 – Mendup,

5 – Nâfile,

6 – Mekruh.

Farz Oruç: Ramazan Orucunun edâ ve kazası, keffaret orucu ve nezredilen (adamak, va”detmek suretiyle borçlanılan) oruçlar.

Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazası.

Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9”uncu günüyle beraber Aşure günü yani 10”ncu günü tutulan oruçtur.

Mendup Oruç: Her ayda tutulan 3 gün oruç. O üç günün “eyyam-ı bıyz” (Her ayın 13. 14. ve 15inci günleri) olması da mendupdur.

Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar nâfiledir.

Mekruh Oruç: Oruç tutulması mekruh olan günler “tahrîmen” ve “tenzîhen mekruh” diye ikiye ayrılır.

a) Tahrîmen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile KurbanBayramı’nın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak, tahrîmen mekruhtur. Buna haram da denilir.

b) Tenzîhen Mekruh Olan Oruç: Muharrem ayının onuncu günü olan (Aşure gününü) yalnızca bir gün olarak tutmak. Yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak gibi.

Oruç ayrıca iki kısımdır:

1- Geceden niyet icap eden: Ramazan’ın kazası, nâfileden bozulan ve gününe gün tutulan oruç, keffaret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.

2- Geceden niyet icap etmeyen: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı muayyen olan nezir ve nâfile oruçlarda geceden niyet şart değildir.

Gece niyet yapılabildiği gibi gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet yapılır. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nâfileye veya başka bir vâcibe niyet edilsin, oruç Ramazan orucu olur.


ORUCU BOZUP SADECE KAZA İCAP ETTİREN ŞEYLER

1- Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak,

2- Mazmaza (gargara) ederken boğazına su kaçmak,

3- Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,

4- Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde bozuldu zannederek yeyip-içmek ve cinsî münasebette bulunmak,

5- Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,

6- Şırınga (iğne) vurdurmak,

7- Burnuna ilaç çekmek,

8- Kulağına yağ akıtmak,

9- Sabah vakti girdiği halde, sahur vaktidir zannederek yemiş olmak,

10- Güneş battı zannı ile iftar etmek,

11- Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,

12- Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,

13- Dişi kanayıp kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu halde yutmak,

14- Sigara içmek, buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.


ORUCU BOZUP KAZA VE KEFFARET İCAP ETTİREN ŞEYLER

1- Bilerek yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,

2- Bilerek sigara içmek,

3- Kil çamurunu veya bunun haricinde yemeği adet edindiği çamuru yemek,

4- Sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak.

Yukarıda saydığımız hallerden birisini yapan kimse bozduğu orucu gününe gün kaza edeceği gibi, suçuna keffaret olarak, arasını bölmeden iki ay daha oruç tutacaktır. Yani 61 gün peşpeşe oruç tutması lâzımdır.

ORUÇLU İKEN MEKRUH OLAN ŞEYLER

1- Bir şey tatmak,

2- Zaruretsiz bir şey çiğnemek,

3- Şekersiz sakız çiğnemek, (Şekerli sakız orucu bozar)

4- Zevcesini öpmek,

5- Zevcesiyle sarılmak,

6- Tükrüğünü ağzında birik-tirip yutmak,

7- Kan aldırmak.

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER  

1- Unutarak yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,

2- Delirmiş olarak sabahlamak,

3- Ağza gelen balgamı yutmak,

4- Burnunun içine inen akıntıyı çekip yutmak,

5- Kulağa su kaçmak,

6- Dişler arasında sahurdan kalan, nohuttan küçük bir şey yemek,

7- Kendi kendine çok dahi olsa kusmak,

8- Sürme çekmek,

9- Gıybet etmek (Gıybet, orucu bozmaz ancak geriye sevapta bırakmaz).

TERAVİH NAMAZI

Teravih Namazı, Ramazan ayının sünnetidir.

Kadın ve erkeğe sünnet-i müekkede olup yirmi rek’attir. Cemaatle kılmak sünnettir. Tek başına da kılınabilir.

Yatsı namazından sonra, vitir namazından evvel kılınır. Her iki veya dört rek’atte bir selâm verilir. Her selâmdan sonra biraz oturmak sünnettir. Bu esnâda salavât-ı şerîfe, salât-ı ümmiye, âyet veya dualar okunur.

İmam teravih namazı kıldırırken, arkasındaki cemaatin durumunu dikkate alması lâzımdır.


KUR’AN’I KERİM’İN İNDİRİLDİĞİ GECE KADİR GECESİ

Hakikat Biz onu (Kur’an’ı Levh-i Mahfuz’dan dünya semâsına) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin (o fazilet ve şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi (içinde Kadir Gecesi bulunmayan) bin aydan daha hayırlıdır. Onda melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her bir iş için (yani, o seneden gelecek seneye kadar Allah Teâlâ’nın hüküm ve kazâ buyurduğu her emirden dolayı yeryüzüne) iner de iner. O (gece) fecrin tulûuna kadar (yani tan yeri ağarıp sabah oluncaya kadar) bir selâmdır. (O vakte kadar melekler uğradıkları her mü’mine selâm verirler. yani o gece aynı selâmettir.) Sûre-i Kadir

Kur’an-ı Kerim’de Kadir Gecesi’nin kadr-u kıymeti bu ilâhî beyanlarla anlatılıyor. Cenâb-ı Hakk, Ümmet-i Muhammed’e hâs, bir ömre bedel bir geceyle onları taltif ediyor. Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğini beyân bu gecenin kadir ve faziletinin anlatılmasıda yine onun kıymet ve şerefini açıklamaktadır.

Şâir bunu anlatırken,

Azîzim bin aya değer
Hilâlin bin aya değer
Yıl var ki, bir güne değmez
Leyl var ki bin aya değer
” diyor.

Kısaca, zaman katlanarak değer kazandığı mübârek Kadir Gecesi gibi ilâhî rahmetin coşup zirveye ulaştığı gün ve geceleri anlatmak istiyor.

Bir tek gece; ama bin aydan daha hayırlı, daha bereketli, bir ömre bedel bir gece… Hallâc-ı Mansur hazretleri; “saymak, sıralamaktır” diyor. Kadir Gecesi’nin faziletini bin ayla sınırlamak da öyledir. Zirâ Cenâb-ı Hakk “Bin aydan daha hayırlı”dır buyuruyor ki, bu fazlalığın miktarını da ancak Zâtı bilir.

Mâdem Kadir Gecesi Cenâb-ı Hakk tarafından bizim için bir ihsân-ı ilâhîdir, o halde biz de bizim için olan bu gecenin kıymetini bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına) inanarak, ihlâs ile kâim olursa (o geceyi ibâdetle ihyâ ederse) geçmiş günahları bağışlanır” buyurur. (Buhârî, Müslim) Demek ki, bu geceyi değerlendirmenin birinci şartı “kâim olmak” yâni gafletle geçirmemektir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Ramazan-ı Şerif ayını ve bâhusus son on gününü diğer gün ve gecelerden daha farklı bir şekilde ihyâ eder, âile efradını da kaldırır, ibâdet hususunda daha çok gayret gösterirlerdi.

Kadir Gecesi’nin Ramazan-ı Şerif ayında, bilhassa son on gününde saklı oluşunun hikmeti, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyâna dalmamaları bir diğer hikmeti de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi’ne tesadüf etme ümidiyle bütün bir Ramazan ayını ihyâ etmelerini istemek olabilir.

Bir başka Hadis-i Şerif’te de Allah Resûlü (s.a.v.) “Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır” buyurur. Kadir Gecesi’nin gündüzünde de gecesi gibi ibâdet ve tâatten uzak kalınmamalıdır. Zirâ mâlumdur ki, yeryüzünde bir yerde gece olurken, diğer bir yerde gündüz olmaktadır. Böylece her iklimde bulunan, kendi gecesini ihyâ etmek suretiyle aynı hayır ve selâmetten istifade etmektedir.

Mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) şöyle diyor:

– Dedim ki: “Yâ Resûlüllah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne (şekilde) duâ edeyim?

Şöyle söyle (duâ et) buyurdu:

– “Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü annî” (Mânâsı: Allahım! Şüphesiz ki sen çok afvedicisin, affı seversin: o halde beni affet) (Tirmizî)

İslâm Büyükleri Kadir Gecesi’nde Allah rızası için kılınacak olan nâfile namazdan sonra 100 defa bu duânın okunmasını tavsiye etmektedirler. Rabbimiz bu mübârek geceye erişip ihyâ ederek; rahmet-mağfiret ve feyzinden â’zamî derecede istifâde edebilmeyi hepimize nasip eylesin.

KADİR GECESİ NASIL ANLAŞILIR?

Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit Hâdis-i Şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’ranî Hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.

Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.

Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.

Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.

Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.

Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.

Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gece’siyle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Bir çok ehlullah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.

Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, müminlerin her geceyi Kadir bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir.

Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minlerin afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhanîye mazhar olurlar.


KADİR GECESİ NASIL ANLAŞILIR?  

Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit Hâdis-i Şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’ranî Hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.

Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.

Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.

Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.

Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.

Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.

Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gece’siyle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Bir çok ehlullah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.

Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, müminlerin her geceyi Kadir bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir.

Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minlerin afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhanîye mazhar olurlar.

KADİR GECESİ’NDE NE YAPILIR?  

Bu gece dört rek’at Kadir Gecesi namazı kılınır:

1’inci rek’atte 1 Fatiha 3 Sûre-i Kadir (İnnâ enzelnâhü fî leyletil Kadr ve mâ edrâke mâ leyletül Kadr leyletül Kadri hayrun min elfi şehr tenezzelül melâiketi verrûhu fîhâ biizni Rabbihim min külli emrin selâm hiye hatta metla‘ı-l fecr)

2’inci rek’atte 1 Fâtiha 3 Sûre-i İhlâs, (Kul hüvallahû ehad allahüssâmed lem yelid ve lem yûled ve lem yeküllehû küfüven ehad)

3’üncü rek’atte 1 Fatiha 3 Sûre-i Kadir,

4’üncü rek’atte 1 Fâtiha 3 Sûre-i İhlâs okunur.

Namazdan sonra okunacaklar:

1 defa, “Allâhüekber Allâhü ekber. Lâ ilâheillallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâi’l-hamd.”

100 defa Sûre-i İnşirah (Elemneşrah leke sadrâk ve vezağnâ anke vizrâk ellezî en kaza zahrâk verafeğnâ leke zikrak fe inneme‘al usri yüsran inneme‘al usri yüsrâ fe izâ ferağte fensab ve ilâ Rabbike ferğâb)

100 defa Sûre-i Kadir (İnnâenzelnâhü…)

100 defa da Resûlüllah Efendimiz’in Hz. Âişe vâlidemize öğrettiği “Allahümme innekeafüvvün kerîmün tühibbü’l-afve fâ’füannî” duâsı okunup, ondan sonra duâ edilir.

Mümkünse, kandil gecesi olması hasebiyle bir de Tesbih namazı kılmalıdır


Bilgicagi.net