Çankırı | Ana Sayfa

Nevzat Ayaz Biyografsi

09 Mart 2011 Yazan  
Kategori Ünlü Kişileri

Eski Vali, Bakan, Çankırı Milletvekili Nevzat AYAZ ile Mülakat
Röportajı yapan: Figen Yaman ÇOŞAR


Tanık
: Nevzat AYAZ
Doğum yeri: (Çankırı, Bayramören köyü)
Doğum tarihi: 1930
Mesleği: Hukukçu
Önemli Görevleri: İstanbul Valiliği, Milli Eğitim ve Savunma Bakanlığı

1930 yılında bugün ilçe olan Bayramören’ de doğdum, o zamanlar köydü. Aslında o tarihte Ankara da ikamet ediyoruz. Babam emniyet teşkilatında polis olarak çalışıyor. Annem Ankara’ da oturmamıza rağmen doğum yapmak için o zaman annesi ve kayınvalidesinin bulunduğu Bayramören’ e geliyor, ters bir durum yani. Dolayısıyla orada doğdum, Bayramören’de.

Nevzat Ayaz’ın çocukluğu babasının görevi nedeniyle, yedi yaşına kadar Ankara’ da geçer. Fakat 1937 yılında, annesi ve ablasıyla birlikte Bayramören’e geri dönmek zorunda kalır. Nedeni, babasının meslekte şehit düşmesidir. Bu gelecek yıllarda, onun meslek seçimini de belirleyecektir.

Çok küçüktüm babamı kaybettiğimde. Ankara da birlikte olduğumuz zamanları , hatırlıyorum. Ankara’da valilik  binası vardır, oranın altı Emniyet Müdürlüğü idi. Babam Emniyet Müdürlüğü’nde, merkezde çalışıyordu. Annemle Ulus’a doğru giderken, bazen ben içeri girer babamı alırdım. Onun elinden tutup, beraber çıkardık. Güzel hatıralarım var babamla ilgili.

Daha sonra Bayramören’e döndünüz ?

İlkokulu Bayramören’de okudum. İlkokulu bitirdikten sonra ortaokulu Ankara’da, bir sene dayımın, sonra da ablamın yanında kalarak bitirdim. Ortaokuldan sonra baba mesleği, polis kolejine girdim lise tahsili için. Her sene, polis kolejini pekiyi dereceyle bitiren üç kişi, mülkiye ve hukuk fakültesine gönderiliyordu. Ben de ondan yararlanarak, emniyet burslusu olarak hukuk fakültesine girdim. 1954 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Tabi emniyet teşkilatı  adına okuduğum için, hem kolejden hem hukuktan mezun olduğumdan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde komiser muavini olarak göreve başladım. Yedek subaylığımı yaptıktan sonra da yine bu görevime devam ettim. 1959 yılına kadar Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde komiserlik, başkomiserlik görevinde çalıştıktan sonra, 1959 yılında Sinop’a Emniyet Müdürü oldum. 1960 , 27 Mayıs İhtilali’ni Sinop ta Emniyet müdürü olarak karşıladım. Aynı yılın eylül ayında, ihtilalden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’ne şube müdürü olarak döndüm. Emniyet Genel Müdürlüğü’nde; şube müdürü ve daire başkanı olarak 75 yılına kadar, -arada on iki on üç  ay kadar Balıkesir Emniyet müdürlüğü hariç-  görevlendirilmemin dışında, 6 sene Emniyet Genel Müdür Muavini  olarak hizmet ettim. Sonra75 yılında Zonguldak’ a vali olarak gittim. 79 sonunda İstanbul Valisi oldum . 79 dan 88 yılına kadar İstanbul’da valilik yaptım. 88 yılında İzmir valisi oldum. İki seneye yakın çalışıp kendi arzumla emekliliğimi isteyip, İstanbul’a döndüm. Burada bir buçuk sene kadar hukuk büromuz oldu, orada sosyal faaliyetlerimi yürüttüm. 91 Ekiminde Doğruyol Partisi’nden Çankırı Milletvekili adayı oldum ve seçildim. İlk Demirel kabinesinde, Milli Savunma Bakanı oldum. Milli Savunma Bakanlığım 93 sonuna kadar devam etti. Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde Milli Eğitim Bakanı oldum. İki sene de Milli Eğitim Bakanlığı yaptım. 95’de seçimlere girmedim. Bıraktım politikayı.

Neden mesleğinizin doruk noktasında bıraktınız peki?

İşte o doruk noktada noktayı koymayı uygun gördüm. Bu arada politikanın benim yetişme tarzıma uymayan yönlerinin de etkisi oldu.

Bakanlığınız döneminde Çankırı’ya eğitimle ilgili ciddi hizmetler getirdiniz. Fakat geçenlerde, il milli eğitim meclisi kararıyla bazı okullardan adınızın silindiğini öğrendik, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yapmışlar, üzerinde durmadım. Durmaya değmez, birçok okulda adım var benim.

Çankırılılar hemşerilerini sahiplenmek konusunda, biraz vefasız mı yoksa?

Bir şey söylemek istemiyorum, o konunun üzerinde durmadım. O şekilde ilgilenmedim de?

Çankırı Eski Milletvekili Nuri Çelik Yazıcıoğlu, verdiği bir röportajda, bakanlığınız döneminde Bayramören’ e yaptığınız yatırımları, ölü yatırım olarak değerlendiriyor, konunun bununla bir ilgisi olabilir mi acaba?

Sadece Bayramören’e değil, tüm ilçelere yatırım yaptık. Hiçbir ilçe diğerinden ayrılmadı. Belki Bayramören küçük olduğu için ilk etapta bu yatırım fazla görüldü, fakat Bayramören en çok ihtiyaç sahibi olan ilçelerden biriydi. Hiçbir şeyi yoktu. Ama tekrar ediyorum, 100’ün üzerinde eğitim yatırımı yapıldı. Başka yatırımlar da var. Bayramören’e yapılan üç tane okul, bunların içinde bir şey ifade etmez aslına. Ama bu insanların kendi değerlendirmesi. Biraz kıskançlıktan da kaynaklanıyor.  sözü söyleyen kişi de milletvekilliği yaptı, kendisi ne yapabilmiş?

Sizin, işin patronu olduğunuzu söylüyor?

Yaparsak, yaptık işte. Çankırı’nın ihtiyaçlarını yalnız eğitim olarak değil, sağlık olarak da görmeye çalıştık. Üstelik benim Diyarbakır’da da adımın verildiği okullar var. Bilmem bile çoğunu. Bunlar niye söz olur, niye konuşulur bilmiyorum. Nuri Çelik Yazıcıoğlu bunu neden söylemiş, anlayamadım. Kendisi benim çok da yakın arkadaşım olur.

Röportajında, kendisi de bahsetmiş bundan. Arkadaşım, dostum demiş sizin için.

Şimdi bakınız aslında bir şey yapmadı diye insanlara söylenir de, niye yaptı diye söylemek de bizim Çankırı’nın adeti. Yani yapmasanız, yapmadı denir veya sesi çıkmaz kimsenin. Bu da Çankırı’ya ait bir özellik oluyor. Ama bir hizmettir neticede, imkanımız vardı, biz o hizmeti götürdük. Yalnız eğitim değil, onun dışında da Mesela Çankırı’nın tüm köylerine iki senede otomatik telefon geldi. 92-93 yılında Çankırı’nın tüm köylerine otomatik telefon getirdim. Bugün hala otomatik telefonu olmayan köyler var başka illerde. Mesele Bayramören’e okul yapma meselesi değil, tüm ilçe ve bucaklara yüzlerce okul yapıldı. Baraj projeleri vardı iki tane. Organize sanayi bölgesi faaliyetsiz olarak duruyordu. 0nun altyapısını, üst yapısını tamamladık, faaliyete geçirdik.

 

 

Aslında Çankırı’da uzun yıllar yaşamadınız. Kendinizi yine de Çankırılı hissettiniz mi?

Ben ilkokulu bitirip Ankara’ya geldim ama, lise öğrencisiyken Bayramören  Kalkınma Derneği’nin -depremde yandı yıkıldı- denetleme kurulu üyesiydim. Üniversitedeyken dernek başkanı olarak, dernek vasıtasıyla Bayramören’in camisini yaptırdım. Yine Kurşunlu Kalkınma Derneği’nin Kurucusu ve Yönetim Kurulu üyesiydim. 57, 58, 59 yıllarında bu derneğin başkanlığını yaptım. Binaenaleyh Çankırı ile ilgimi hiç kesmedim. Bir kere her yıl tatillerde üç dört ay, Çankırı daydım. Çankırı ile ilişiğimi kesmedim ve bütün sosyal ve yardım faaliyetlerinin içinde bulundum, hala da devam ediyorum.

Depremi yaşadınız mı?

Ankara’daydım. Yaşamadım. Ama 51 depreminde, Bayramören’de idim. Yaptırdığımız cami yıkıldı. Bir hafta önce bitmişti. Ertesi sene bir tane daha yaptırdık o da önemli bir hatıradır.

O zaman çocukluğunuzun Bayramören’i ile ilgili bize anlatacağınız çok şey olmalı.

Şimdi, bizim Bayramören 1943 yılına kadar Safranbolu tipi evlerden oluşuyor idi. Çok güzeldi ama, maalesef 43 yılında deprem oldu ve sonrasında yangın çıktı. Bayramören in üçte ikisi yandı . 44 senesinde bir deprem daha oldu, kalan üçte biri, ayakta kalan evleri de yıkıldı. Bayramören’de hiç eski eser kalmadı. Ama ondan evvel, hakikaten çok güzeldi. Bizim evimiz de öyleydi. 45 yılında yeniden evler yapıldı. Biz de yaptırdık. Şimdi gidip görürseniz Bayramören’de Nevzat Ayaz’ın evini, hemen çarşıdadır, eski evlere benzer. Ama o eski evlerin büyüklüğünde değil. Bizim Bayramören’de Safronbolu’da yetişmiş ustalar, marangozlar vardı. İki, üç tane… Evleri kısmen eskiye benzeterek, binalara o havayı vermeye gayret ettiler. Benim evimi o ustalar yaptı.

Ya diğer evler?

Tabi o depremi müteakip, herkesin imkanları ölçüsünde, zor ve dar imkanlar ölçüsünde yapıldı yeni evler. Çünkü Bayramören yandı yıkıldı, herkes mağdur. O zaman bir plan proje içinde yapılamadı. Evler birbirinin üzerinde yapıldı, bir evin yerine üç ev yapıldı. Pek arzu edilen bir Bayramören doğmadı.

Evinizdeki yaşantınız nasıldı peki?

Benim ailem görmüş geçirmiş bir aile. Annem evlenip, Ankara’ya gitmiş, orada yaşadı. Yetişme tarzı itibariyle tam bir İstanbul hanımefendisiydi annem. Yemekleriyle vesaire, her türlü haliyle bir şehir yaşantısı içinde yetiştik. Pek fazla köy tipi bir yaşantı yoktu evimizin içinde. Ama esasen Bayramören görgülü bir yer. Özellikle İstanbul ile çok eski yıllardan beri irtibatı olan bir yer. O nedenle Bayramören’in insanları daha değişik yaradılışta, tipte Hanımları işlerini alışılmışın dışında, gayet güzel yapan hanımlar Yaşam tarzları daha bir değişik bir yaşamdı. Bu da Bayramören’in İstanbul ile irtibatından kaynaklanıyordu.Mesela bizim ailenin, anne ve baba tarafından 30- 40 tane kapalı çarşı tarafında hisseli dükkanları ve han odaları vardı. Dedelerimiz İstanbul’a gelmiş, gayrimenkul almış. Ticari gayrimenkul, ev almıyorlar. Yani böyle bir irtibat var. Katır sırtında at sırtında gidip para kazanmış gayrimenkul almışlar. Çok hisseli olduğu için, bu yerlerin çoğu vakıflara geçti. Bir kısmı da istimlake uğradı.

 

Peki o dönemin yemekleri arasından, en beğendikleriniz hangileri?

Ben daha çok tatlı olarak yumurta tatlısını severdim. Revaniye benzer. Çankırı’da güzel yapılır. Annem özellikle güzel yapardı. Onu çok severdim. Okul tatillerinde özel olarak yapardı annem, çok güzel yemek yapardı. Su böreği mesela, annemin eli çok yatkındı. Ben Zonguldak valisi olana kadar sağdı annem. Yemeklerini yedik. Bayramören’in gözlemeleri, börekleri vardır. Bizim Bayramören’de ceviz çoktur, cevizli börekleri ve gözlemeleri güzeldir.

Bayramören’in bu güzelliklerinin, gelecek yaşantınızda, evlilik kararınıza etkisi oldu mu?

Eşimle anne tarafından akrabayız, kayınvalidem annemle kardeş çocuğu. Kayınpeder Karamürsel Ereğlili. Ama eşim de tam bir Bayramörenlidir. Çok sever. Bu yakınlıktan kaynaklanan bir evlilik oldu. Aile tanışık. Yabancıyla evlenmedim. Çankırılı ile evlendim. İstanbul’da ikamet ediyorlardı , gelip gittikçe onlarda kalırdım, dolayısıyla böyle bir yakınlık var.

Bizim sözlü bir edebiyat geleneğimiz var. Her köyün, her mahallenin bir hikaye anlatıcısı vardır, sizin çocukluğunuzda da böyle birileri var mıydı?

Vardı muhakkak ama benim çocukluğumda, annemin halasının eşi vardı. Babası İstanbul da ticaretle uğraşıyordu, oğlunu Galatasaray da okutmuş. Fransızca öğretmeni. Çeşitli illerde Kastamonu’da, Yozgat’ da maarif müdürlüğü var. Ankara Erkek Lisesi Müdürlüğü yapmış. Öylesine yetişkin, Galatasaray mezunu. Düşünün, annemin halasının eşi. Bizim çocukluğumuz bunların yanında geçti. Ahmet Raşit Yücel Evinde büyük kütüphanesi vardı. Fransızca kitaplar İlk radyo onların evinde, 1937  38 yılında.

Herkes akşam oldu mu, evin önünde kuyruk olurdu. Harp yıllarıydı, akümülatörle çalışırdı radyo. Yani öylesine bir ortam içerisinde, Galatasaray mezunu maarif müdürlüğü, Fransızca öğretmenliği yapmış bir kişinin gölgesinde yetiştik. Benim ondan aldığım çok şeyler var, benimle özel olarak ilgilenirdi. Dolayısıyla biz de onun hal, hareket ve tavırlarından esinleniyor, etkileniyorduk. Bunlar bir köyde oluyor. Etrafta bu tür iyi örnekler vardı o beş yıllık eğitim sırasında.

Çocukluğunuz, harp ve yokluk yıllarında geçti?

37 de Bayramören’e geldik. 41, 42 yılları harp devam ediyordu . 1942 de Ankara’ya geldiğimde karne döneminde, öyle sıkıntılı dönemde ortaokulda okudum. Almanların hudutlara geldiğinde Türkiye genelinde karartmaların olduğu dönemlerAma bir sıkıntısını yaşamadık çok şükür, dayım vardı belediyede polisti. İhtiyaç olduğu kadar ekmek karnemiz bulunuyordu.

Çok küçük yaşta babanızı kaybettiniz. Türkiye’nin en sıkıntılı dönemlerinde eğitiminizi tamamlayarak, zor zamanlarda önemli görevlerde bulundunuz. Sizce sıkıntılar, insanları başarıya karşı biliyor mu?

Tahmin ediyorum mutlaka biliyor. Şimdi ben polis kolejine gittim. Normal lisede okumamda sıkıntı vardı muhakkak. Zordu tabi, ablamızın yanında baba mesleği olarak koleje ısrarla gittim. Kolejden sonra, iki yıllık polis enstitüsü vardı, oradan mezun oluyordunuz, komiser muavini oluyorsunuz, böyle gidiyordu. O takdirde çok uzun sürede bir yerlere gelebilirdiniz. Vali falan olmanız mümkün değildi. Ben ilk andan itibaren, okulu dereceyle bitirip hukuk yada mülkiyeye gitmek düşüncesiyle, üç sene çalıştım, onu başardım. Hukuk fakültesine gittiğim için de süratle emniyet müdürü oldum. Ben 54’de mezun oldum. Araya yedek subaylık da girdiği halde, kısa sürede emniyet müdürü oldum. Benim arkadaşlarım o zaman daha komiser muaviniydi. Ondan sonra da Emniyet Genel Müdürlüğü’nde uzun süre çalıştım. Ama iyi çalıştım, güzel hizmet verdim. İlk valiliğim Zonguldak valiliğiydi. Beşinci yılında İstanbul’a geldim. Bu çok önemli bir konudur. İlk valiliğinden sonra hemen İstanbul’a gelebilmek. Bu çok istisnai bir durumdur, ama bunda kişisel gayretimin, başarımın büyük etkisi var.

Mehmet Barlas, Türkiye politik hayatında asker kökenlilerden çok, polis kökenli siyasetçilerin daha başarılı olduklarını söylüyor. Babasını tutuklayan polis kökenli başarılı politikacı olarak, sizden de söz ediyor..

O tutuklama değil aslında, tutukluydu, ben tutuklamadım. Bir politikası nedeniyle hakkında Adana’da bir tutuklama kararı verilmiş, Ankara’da savcılığın talimatı üzerine alınıyor, Adana’ya götürülecek. Onun yanına biri verilecek. Emniyet müdürü düşünüyor, taşınıyor. Onun yanına doğru dürüst birini, ağzı laf yapan, genç birini verelim, diyor. Benim vazifem değildi aslında o iş, ama bir nezaket ifadesi olarak yanına verildim. Bir tutuklu gibi değildi, kendisi özel bir araba tuttu. Biz sabahtan akşama kadar konuşarak, sohbet ederek gittik Adana’ya. Götürüp ceza evine teslim ettik. Sonunda bana, Hiç düşünmemiştim böyle biriyle karşılaşacağımı, çok memnun oldum dedi. Sonuçta ben hukuk mezunuyum, o hukukçu. Böyle bir seyahatti.

Kaynak: www.cansaati.org

Sonraki yazılar »