Çobanlık | Ana Sayfa

Sığır Buzağı At ve Öküz Geziği

28 Şubat 2010 Yazan  
Kategori Çobanlık

 

SIĞIR, BUZAĞI, AT VE ÖKÜZ GEZİĞİ

Sığır ve buzağı güdülmesi halen devam etmektedir. Fakat at ve öküz geziği tahmin ettiğiniz gibi tarihe karışmıştır. Sebebi ise artık gezik için at ve öküz kalmamasıdır. Köyde az da olsa davar ve sığır vardır. Bu sebeple çobanlık yine devam etmektedir. Ama eskiyle kıyaslamak mümkün değildir. Sığır ve buzağı güdülmesi aşağı yukarı aynıdır. Yalnız, gidecek hayvanların çeşidi değişmektedir. İnekler sığıra katılır. Buzağı, dana, eşek ve kömüşler buzağıya katılır. Bu şekilde hayvanlar kavga etmeden yayılırlar ve inekler de sütleriyle beraber akşam eve döner. Eğer ineklerle buzağılar yan yana dolaşaydı, buzağıların emeceğinden dolayı akşam eve gelinceye kadar inekte hiç süt kalmazdı.

Buzağı ve sığır için her sene köy usulü bir ihale yapılır. Her bir hayvan için yıllık ödenecek gütme bedeli para veya buğday, fiy gibi mahsül cinsinden tespit edilir. Çobanlık için birden fazla talipli varsa, kime, hangi şartlarda verileceği karara bağlanır. Sığırın ve buzağının ayrı yerlerden gitmesi gerekir. Bunun için çobanlar sürülerini nerelerde güdecekleri konusunda anlaşırlar. Mart Nisan ? ayından itibaren iş başlar. Sabah ezanından hemen sonra sığır ve buzağıya katılacak hayvanlar ahırdan alınıp, katılma yerine getirilip çobana teslim edilir. Bundan sonra her şey çobana ve Allaha emanettir. Genelde buzağı caminin yanından, sığır ise kayalardan giderdi. Çoban sürüyü alıp gün boyu iyi yaylımlarda gezdirir, suyunu içirir ve gerektiğinde dinlendirir. Akşam vakti dönüş zamanıdır. Sabah mallarını salıveren aile fertleri, akşam da aynı yerde geri almak ve eve götürmek için beklemektedir. Her sabah ve her akşam olan bu bekleyiş esnasındaki sohbet çok tatlıdır. Hatta yarı şaka, yarı ciddi bir hikaye anlatılır. Güya iki yaşlı kadın sabah sığırları salarken sohbete başlarlar. Sığır gider ama sohbet devam eder. Laf lafı açar ve akşama kadar konuşulur. Bir de bakarlar ki, sığır dağılıyor. Kadınlar sohbetin mecburen kesilmesine çok üzülürler ve “tüh, biraz daha lafımız kaldıydı, şu sığır az daha geç gelseydi keşke” derler ve hayvanları alıp evlerine giderler. Tabi ki bu hikayenin aslı yoktur. Fakat buradaki sohbetin koyuluğunu anlatmak bakımından güzel bir hikayedir. Erkek çocukları daha çok buzağı önüne gitmeyi tercih ederdi. Çünkü burada evin eşeği tutularak üzerine binilir ve başka mal da varsa alıp gelinirdi. Hatta bazen 10-12 yaşlarındaki çocuklar daha uzun süre eşeğe binmek için buzağının dağılma yoluna doğru yürürlerdi. Tabi ki kendi eşekleri olmayanlar da tutabildikler bir başkasına ait eşeğe binip köye kadar gelirlerdi. Eşek ters huylu bir hayvandır. Bazen de binicisini sırtından atar ve kaçardı. Böyle durumlarda düşen çocuğa hep birlikte gülünürdü. Bu işler aralık-ocak aylarına kadar devam eder. Bu tarihte çobanların hakkı verilir, helallaşılır. Bir sonraki döneme kadar, 2-3 ay herkes kendi malına kendisi bakar.

Öküz ve at geziği, yani bu hayvanların sıra ile güdülmesi olayı biraz farklıdır. Burada at ve öküzlere ihtiyaç olmadığı dönemlerde köylüler sıra ile bakar. Bu hayvanlar her gün köye gelmez. Sırası gelenler bu hayvanların bulundukları yerlere giderler. Hayvanlar uzun bir süre aynı yerde kalırlar. Sırası gelen iki kişi, köyden gerekli eşya ve yiyeceklerini alarak yola çıkarlar. Sürünün bulunduğu yere gelince, önceki görevlilerle biraz sohbet edilir. Eğer bilmeleri, dikkat etmeleri gereken şeyler varsa, kendilerine söylenir. Daha sonra görev devralınır. Eski görevliler de köyün yolunu tutar. Gece burada kalınacağı için soğuğa ve diğer tehlikelere karşı hazırlıklı bir vaziyette hayvanlar güdülür. Gereken özen gösterilir. Ertesi gün yeni gezikçiler gelince, nöbet onlara teslim edilir ve köye dönülürdü. At ve öküz geziği Hıdrellez’de yani 6 mayısta başlar. Harman zamanında, yani temmuz ayında gezik kalkar, bütün mallar köye gelir. Çünkü bu dönemde herkesin at ve öküzlere ihtiyacı vardır. Bu durum ekim sonuna kadar devam eder. Bu zamanlarda, herkes güzünü koyup, işlerini bitirince gezik tekrar başlar. Fakat sürü bu sefer dağda kalmaz, sığır ve buzağı gibi sabah gidip akşam gelirdi. Bu durum ….ayına kadar devam ederdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi köylerde öküz ve at pek kalmadığı için gezik olayları da tarihe karışmıştır.

Bir de davar güdülmesi vardır. Burada durum biraz daha farklıdır. Küçükbaş hayvan olan koyun ve keçi sürüleri için tutulan çoban, bütün köyün malını güdemez. Şu an davarların sayısı epey azalmıştır. Buna rağmen birkaç koyun sürüsü vardır. Keçi davarı ise uzun yıllar öncesinden bırakılmıştır. Çünkü keçilerin kötü özellikleri çoktur. Bu hayvanlar hızlı hareket edebilir, söz dinlemez, en sarp, tehlikeli kayalara tırmanabilirler ve en kötüsü de, yeni yeşermekte olan ağaç filizlerini yiyerek mahvederler. Bu sebepten keçi davarının çok olduğu yerlerde ağaçlar pek canlanamaz. En fazla bu sebepten dolayı yıllar önce keçi beslenmesi bırakıldı. Tabi ki iyi oldu. Koyun ise uysal hayvandır. Söz dinler, hiçbir şeye zarar vermez ve çobanı pek uğraştırmaz. Davar çobanları genelde kendi mallarını güderler. Bu arada başkalarına ait birkaç koyun da bulunabilir. Davarı çok olan kişiler, kendi ailesinden çobanlık yapan yok ise, başka birisini çoban tutar. Bazen yabancı köylerden çoban geldiği veya bizim köyden başka köylere çobanlık için gidildiği de olur. Bu konuda yetişkin erkek çocuğu olanlar biraz daha şanslıdır. 4-5 çocuğunu birden çoban veren bir aile yıl sonunda epey kazanç elde eder. Her şey neyse de bizler açısından kuzuları sevmenin tadı bir başkadır. Baharda doğan kuzular ilk 2 ? ay içinde hafiftir, yumuşacık tatlı beyaz tüyleri vardır ve çok sevimlidir. Kucağınıza alıp sevdiğinizde, biraz korkarak meler. Fazla korkutmamak için tekrar bırakılır, fakat çok tatlı hayvanlardır kuzular.

Sürüden çobandan bahsedince, çoban köpekleri ve kurtlardan da bahsetmek gerekir. Kurt sürünün düşmanıdır. Yabani bir hayvandır. Yaradılışı itibariyle avlanarak geçinir. Tabi ki her yerde avlanabilir. Dağlarda avlanabildiği zaman mesele yok. Ama, özellikle kışın aç kalınca , en kolay av olarak sürüleri görür. Kışın uzun sürdüğü yıllarda av bulamayıp aç kalan kurtlar köylere kadar inerek insanlar için bile tehlikeli olur. Yalnızca kışın değil, her zaman sürülere kurt saldırma tehlikesi olabilir. Dolayısıyla çobanın daima dikkatli olması gerekir.

Köpek ise sürünün koruyucusu, çobanın yardımcısıdır. İyi bir köpeği olan çoban rahattır. Bilir ki, köpeği sürüye sahip olur. Bir davar sürüden uzaklaşacak olsa, köpek koşarak onu alıp getirir. Koku alma duyuları hassas olduğu için yaklaşmakta olan kurt tehlikesini kokusundan anlar ve çobanı uyarır. Hatta, eğer kırda bayırda çobana bir şeyler olsa, köpek sürüyü köye getirebilir. Bu gibi olaylar çok olmuştur.  İyi bir çoban köpeği birkaç kurt ile baş edebilir.

Köyümüzde olan ve hoşunuza gideceğini umduğum iki köpeğin hikayesini  anlatacağım.

1950’li yıllarda, “Kadı” adı verilen, çok korkak bir köpek varmış. Evin duvarında bir temek, delik varmış. Eğer başka köpekler veya köyün çocukları Kadıyı kovalarsa, hemen bu delikten içeri kaçar ve kurtulurmuş. Kendinden küçük köpekler bile Kadıyı kovalarlarmış. Karlı bir kış günü bir gürültü olur. Birde bakarlar ki, Kadı bir kurdu boğazından yakalamış ve öldürmüş. Fakat ölü kurdu hiç bırakmıyormuş. Bunu görenler “bu korkak hayvan kurdu nasıl öldürdü” diye şaşırmışlar. Sahibi de gelmiş fakat Kadıya bir türlü kurdu bıraktıramıyorlarmış. Kurdun boynuna dişlerini geçirmiş halde Kadı kendine yaklaşanlardan arka arka kaçarken, bir taraftan da temek deliğine bakıyormuş. Kadının sık sık temeğe bakışını köylülerden birisi fark eder ve meseleyi anlar. Kadının tehlike anında kaçtığı deliğin ağzındaki taşı çekerek deliği açar. Temeğin açıldığını gören Kadı kurdu yere bırakır ve ok gibi fırlayarak delikten içeri kendini atar. Meğer, kurt gelince Kadı kaçmış. Fakat temeğin deliği kapalı olunca, bir daha fazla kaçamamış. Korkuyla atılıp kurdun boğazına nasıl yapıştıysa, delik açılıncaya kadar çenesini açmamış. Kadı hala korkuyormuş ve kurdun öldüğünün farkında bile değilmiş. Her zaman saklandığı yerin açıldığını görünce de, kurdu bırakıp oraya kaçmış. Kadı bu korkuyla  uzun bir müddet dışarıya çıkmamış.

İkinci olay 1970’li yıllarda olmuş. Şimdi rahmetlik olan bir çobanın çok yiğit bir köpeği varmış ve kurtlardan hiç korkmazmış. Bir gün sürüye kurt saldırır ve bir koyunu kapar. Köpek koşup kurdu yakalar ve çıkan boğuşmada kurt kaçar. Köpek parçalanmış koyunu alıp getirir. Çoban koyuna üzülür, köpeğini “aferin oğlum” diye sever. Az sonra köpek parçalanmış koyunu yemeye başlar. Çoban da bir şey demez. Aradan az bir zaman geçer. Sürüye yine kur saldırır ve yine bir koyunu parçalar. Yine köpek koşup kurdu kovalar, parçalanmış koyunu getirir ve yer. Aynı olay birkaç defa daha tekrar eder. Bu arada köpek yediği koyunlardan dolayı iyice semizleşmiştir. Aynı olay bir defa daha tekrar eder. Ama bu sefer çoban kurdun geldiğini görmüştür. Dönüp köpeğe bakar, köpekte kurdu fark etmiştir ama, harekete geçmemekte, pür dikkat beklemektedir. Az sonra kurt sürüye dalar ve bir koyunu boğazından yakalar ve kaçmaya başlar. Koyun can verirken, köpek yerinden fırlayıp kurda yetişir ve kısa sürede kurdun ağzından zavallı koyunun ölüsünü alıp gelir. Tabi ki az sonra da afiyetle yiyecektir. Bütün olup bitenleri gören çoban gerçeği anlar. Meğer köpek çobanı şimdiye kadar aldatmış. Kurdun geldiğini fark ediyor, fakat koyunu kapıncaya kadar ses çıkarmıyor. Sonra da koşup ölen koyunu kurdun elinden alıp yiyor. Köpeğin böyle bir sahtekarlık yapacağına hiç ihtimal vermeyen ve oyuna gelerek epey koyunu köpeğine yediren çobanın intikamı çabuk ve korkunç olur. “Bu köpeğin damağına taze kan ve et tadı değdi, artık bundan kimseye hayır gelmez” der ve hemen sağlam bir ip alarak köpeği bir ağaca bağlar. Sopa ile döverek oracıkta köpeği öldürür. Başından geçen bu hikayeyi anlatan köylümüz “Her zaman dikkatli olacaksın, sadece kurtlara değil köpeklerine de dikkat edeceksin, yoksa benim gibi oyuna gelirsiniz” diyerek sözünü tamamladı. Bizde bu konuyu tamamlayalım