Eski Yaşam | Ana Sayfa

Köydeki Eski Yaşam Eski Çiftçilik

28 Şubat 2010 Yazan  
Kategori Eski Yaşam

 

KÖYDEKİ ESKİ YAŞAM – ESKİ ÇİFTÇİLİK

Köyümüze her gittiğimizde ayrı bir mutluluk duyarız. Köylülerimizi bir arada görmek, çeşitli hatıralarımızın olduğu yerleri görmek çok güzel bir şey. Fakat, artık göremediğimiz ve daha da göremeyeceğimiz çok şeyler de var. Ömrünü tamamlayıp ahrete göçen insanlar gibi, devrini tamamlayıp biten çiftçilik adet ve usullerini de artık göremiyoruz. Kağnı, döven, saban, su değirmeni, harman savurma, at-eşek sürüleri, öküzler ve kömüşler artık yok. Şimdi traktör, pulluk , tırpan ve patus ile her şey tez elden hallolmaktadır. Tabi ki teknolojiyi kullanmak iyi ve gerekli bir şey. Fakat, gurbete çıkmadan önce eski usullerle çiftçilik yapmış veya o devirleri görmüş olan insanlar eski günleri yeniden görmeyi isterler. Bunun için eski zamanların çiftçiliğinden de bahsetmek gerekir. Çok eski zamanlara ait değil, bu işler 15-20 yıl öncesine kadar yapılmakta idi.

Tarlalar sabanla sürülürdü. Sabanı boyundurukla çeken iki öküzü elindeki üvendere ile iyi idare etmek gerekir. İyi verim alabilmek için saban demirinin toprağa yeterince batması gerekir. En önemlisi de, eğer saban sert bir yere veya kayaya takılırsa, kırmadan çıkartabilmek gerekir. Aksi halde işimiz yarım kalır. Tarla sürülüp toprak yumuşatılır. Gerekli görülen yerlerde ikinci bir aktarma, yani yeniden sürme işlemi yapılır. Tohumlar bir torbaya konarak boyuna asılır veya bele bağlanır. Sağ avucumuza aldığımız tohumları göz kararı ile tarlaya saçarız. Tohum sıklığını iyi ayarlamak gerekir. Çok sık olursa, tanelerin yeri dar gelir ve mahsul iyi olmaz. Tohumlar çok seyrek atılırsa, bir çok yer boş kalır ve yine yeterli ürünü alamayız. Dolayısıyla ölçüyü iyi ayarlamak gerekir.

Tarla sürüldü, tohumlar saçıldı. Şimdi iyi yağmur ve kar bekleriz. Yağmur ile tohumlar beslensin, kışın kar bir yorgan gibi üzerlerini örtsün ve baharla birlikte ekinler yeşersin. Mayıs ayında, ekilmemiş tarlalardaki, çayırlardaki ve bayırlardaki otlar biçilir. Derken, ekinler olgunlaşır. Ekin biçmek üzere tarlalara gidilir. Önce fiğler, sonra arpalar ve en sona buğdayların olduğunu, yani biçilecek olgunluğa geldiğini de hatırlatalım. Genelde herkes orak ile biçer. Tırpanı kadınlar ve çocuklar kullanmazdı. Sadece tırpan sallamasını bilen büyüklerimiz kullanırdı. Bir taraflarını kesmemeleri için küçüklerin eline tırpan verilmezdi. Ekinler biçilir ve desteler halinde sıralanır. Tarla tamamen bitince desteler toplanarak yığın yapılır ki, bütün tarlalar bitene kadar sağlam ve emniyetli bir şekilde kalsın. Yoksa orta şiddetli bir rüzgar hepsini savurup atar veya yağmurdan ıslanarak çürüyebilirler. Tarlayı sürerken veya ekini biçerken işin kolaylaşması için çantalı radyo dediğimiz pilli radyo varsa, güzel türkü ve hikayeler anlatan istasyonlar açılır. Eğer yoksa, tarladakilerden biri veya birkaçı arada sırada türkü söylerler. Bazen de şakalaşırlar veya hikayeler anlatırlar, ama aynı zamanda çalışmaya devam ederler. Bazen de “çıkım” denilen önlerinde biçmekte oldukları bölgeleri kimin daha önce bitireceğine dair iddiaya girerler. Fakat, bu insanları en mutlu eden şey, yemek vakti yaklaştığında elinde çorba, ayran ve taze ekmeklerle azık getiren çocuklardır. Evin hanımı taze taze yaptığı ekmeklerle yemekleri genelde bir çocukla tam zamanında tarlaya gönderir. Yemekler yenilip, ayranlar içilir. Eğer biraz ehli keyif iseniz ve termos içerisinde çayınız da gelmişse yorgunluğunuz kalmaz. Bu sırada güneş ortalığı kızdırmaktadır ve gölgede iyi bir uyku çekmenin tadı da bir başka olur. Bu tarla biçilince, bir başka olmuş tarlaya gidilerek bütün tarlalar biçilir. Ekinler olgunlaştıkları zaman biçilmelidir. Bunu için kendi ailemiz yetmiyorsa ya komşulardan yardım istenilir, ya da parayla eleman yani ırgat tutulur. Eğer bir şekilde zamanında biçilmediyse iş biraz zorlaşır. Çünkü kuruyan ekinler kırılıp dağılır ve ellerimize batar. Böyle durumlarda gece vakti çiğ düşmesinden sonra tarlaya gidilir. Çiğ taneleri ekinleri yumuşatır. Sabah gün doğmadan bu tarlayı bitirmek gerekir. Bitiremezsek ertesi gün yine aynı zamanda işe devam etmek gerekir. Yoksa güneşle birlikte ekinlerin kuruduğu yeniden hissedilir ve biçilemez.

Ekinler biçilince sıra harmana gelir. Tarladaki ekin yığınları kağnılarla harmana getirilir. Ama hepsi birden değil, sıra ile. Önce, kağnıların tekerlerine biraz tereyağı sürülür. Bu yağ tekerin dönmesini kolaylaştırır ve aşınmasını önler. Fakat  en güzel tarafı kağnının giderken çok değişik ve rahatsız bir etmeyen bir gıcırtı çıkartmasına sebep olur. Kağnıya ekinleri yüklerken dikkat etmek olmak gerekir. Düzenli yüklenmiş bir kağnı hem güzel görünü, hem öküzler tarafından daha rahat çekilir, hem de daha fazla ekin bir defada götürülebilir. Tabi ki ekin sarılırken öküzler kenarda dinlenir. Kağnını düzgün durması için ön tarafındaki “dayak” adı verilen değnek yere dayanır. İş bitinceye kadar kağnı bu dayağın üzeride durur. Sarma işi bitince, öküzler boyunduruğun altına alınır, bağlanır. Bu işe “öküz koşma” da denir. Elimizdeki üvendere ile kağnının önündeki yularları tutarak kağnıyı harmana götürürüz. Özellikle harmana girerken öküzlerin ve arabanın iyi idare edilmesi gerekir. Bazı huysuz öküzler tam harmana girerken veya biraz zor yerlerde, kendilerini boyunduruğa bağlayan zelveleri kırıp kaçarlardı. Tabi ki böyle olunca kağnı öteki öküzün üstüne yığılır. Bu gibi durumlarda hemen kağnını ucu kaldırılır ve dayak vurularak yük dayağın üzerine verilir. Biraz uğraşarak öteki öküz yakalanır, kırılan zelve değiştirilir ve yola devam edilir. Şimdi rahmetli olan köylümüz Sarı Bilal’in bir deli tosunu vardı ve sık sık zelveyi kırıp kaçardı.  Harmana gelince koşumlar çözülür ve öküzler serbest bırakılır. Arabadaki yük yıkılır. Bir harmanlık yük varsa, yani düven sürme için yeterli ekin varsa düvene sıra gelir, yoksa biraz daha ekin getirilir.

Harmana getirilen ekinler büyükçe bir daire şeklinde yere yayılır. Döven sürmeye sıra gelmiştir. Döven, tahtadan yapılan, altında ucu keskin çakmak taşlarının bulunduğu, yaklaşık 1 metre eni, 2 metre boyu olan bir çiftçi malzemesidir. Yere yayılan ekin üzerinde dolaştırılarak ekin tanelerinin saplardan ayrılmasını ve saplarım parçalanarak saman haline gelmesini sağlar. Dövenin çekilmesi için, kağnıyı çeken öküzler aynı şekilde boyundurukla dövene koşulur. Ağırlık yapmak ve düvenin gerekli, yerlerden geçmesi için üzerine bir kişi biner ve elindeki üvendire ile öküzleri yönetir. Bazı dövenler at ile çekilir. Sistem aynıdır, ama atlara üvendire gerekmez. Atlar dizginlerinden idare edilir Bilenler bilir, atların koşumları da farklıdır. Düven işi epey uzun sürer. Bunun için bazen bir sandalye de düvenin üzerinde bulunabilir. Bir de daima bulunması gereken bir alet vardır, bokcağı. Küçük çocuklar için lazımlık vardır ya, onun gibi bir şey. Genelde tenekeden olan bu malzeme sayesinde ekinin içine hayvan pisliği karışmaz. Eğer öküz veya atın pisleyeceği görülürse, hemen üvendirenin ucuyla düvene hafifce vurulur ve aynı zamanda öküzlere “dohaa” denilip hayvanlar durdurulur. Hemen bokcağı hayvanın arkasına tutularak gelen pisliğin ekine düşmesi önlenir. Atlar ise dizginleri çekilerek durdurulur ve yine aynı usul takip edilir. Sonra yine düven sürmeye devam edilir. Ekinin üstü iyice sürüldükten sonra, yaba ve dirgenlerle aktarılır. Yine aynı işlemler devam eder. Bütün taneler ayrılınca ve saplar tamamen saman olunca, döven sürme işi biter.

İşin tozlu tarafı olan harman savurmaya sıra gelmiştir. Önce düvenle iyice sürülmüş olan karışım (buna yassı da denir) öbek şeklinde toplanır. Hafif rüzgarlı bir havada elimize yabayı alırız. Yabayı öbeğe daldırıp, biraz alırız. Yabanın ağzını yığının tersine doğru hafifçe eğerek karışımı biraz yükseğe fırlatırız. Yüksek rüzgara göre ayarlanmalıdır. Hafif rüzgarda ekinin taneleri az ötemize düşmeli, sapları ise 5-6 metre ileriye gitmelidir. Böylece saman ve ekin taneleri birbirinden ayrılmış olur. Bütün öbek bu şekilde savrularak tanelerin ve samanın ayrılması tamamlanır. Bu işler yapılırken, insanların üstü başı dahil her taraf saman olur.

Harman savurma işi de bitince, samanlar samanlığa, taneler ise eve, ambara taşınır. Saman taşımak için ya, sırtımızda çuval veya sepetlerle, ya da üzerine ağaç dallarından örülen ve çit adı verilen bir sepet takılarak kağnı ile yapılır. Harmanı ile samanlığı birbirine uzak olanlar genelde çit takılmış kağnı ile taşır. Ekin taneleri de çuvallarla sırtımızda veya kağnı ile taşınır. İhtiyacından fazla samanı olanlar bir müddet samanını içeri almaz. Çünkü malı davarı çok olan köyümüzden veya köy dışından bazı çiftçiler saman satın almak için dolaşırlar. Eğer fiyatta anlaşılırsa, saman harmanda müşteriye satılabilir. Bu sıralar bir taraftan da ekin yıkama işlemleri başlar. İyi Eyme veya Mahzene getirilen ekinler oluklarda yıkanır. Bu iş için kovalarca su kullanılır. Çünkü tanelerin iyice temizlenmesi için bu gereklidir. Yıkanan ekinler ambarda ayrı bir bölmede saklanır. Bu ekinlerin bir kısmı da bulgur yapılmak üzere kaynatılarak dibekte dövülür. Birazı da el değirmeninde biraz kalınca çekilerek dene yapılır. Tabi ki bunların ayrı ayrı yemekleri yapılır. Kalan mahsulün bir kısmı değirmene götürülüp un yapılır, bir kısmı da satılarak veya takas edilerek başka ihtiyaçların giderilmesinde kullanılır.

Dibek Dövme : Yıkanmış ve kurutulmuş buğdaylar taş dibeğin içine konur. Çok hafifçe ıslatılır. Bu iş için tahtadan yapılmış tokmaklarla 4-5 kişi birden buğdayların tam ortasına sıra ile vurmaya başlar. Sırası gelen “hıh” diyerek tokmağı vurur. Bir tokmak kalkarken diğeri iner. Burada dikkatli olmak gerekir, zira tokmaklar çarpışabilir veya birisinin herhangi bir yerine tokmak çarpabilir. Yeterince dövüldüğünde durulur ve çıkan kabuklar temizlenerek bulgurumuz hazırlanmış olur.

Kaynak: Kasım ÇELİK