Yol_Elektrik_Vs | Ana Sayfa

Yol Elektrik ve Telefonun Köye Gelişi

28 Şubat 2010 Yazan  
Kategori Yol_Elektrik_Vs

 

YOL, ELEKTRİK VE TELEFONUN KÖYE GELİŞİ

Köyümüzün yolu tozlu ve topraklıdır. Fakat her türlü vasıtanın geçişine elverişlidir. Bu yolun önceki hali biraz daha dar ve hattı biraz farklı idi. Kışın kar yağınca çok çabuk bozuluyor ve çoğu arabalar, özellikle taksi ve minibüsler gidemiyordu. Bir de Köpürlü kaşı denilen, tehlikeli bir yer vardı. Allah korusun, buradan viraj alınırken biraz dikkatsiz davranıp, hakimiyet kaybolursa, büyük bir uçuruma yuvarlanılıyordu. Yazımeşe’nin yarısından taa Devrez çayına kadar uzanan bu uçurumdan düşenler paramparça oluyordu. Birkaç tane traktör maalesef buradan düştü ve çok sayıda insan öldü. Tabi ki traktörler de paramparça oldu. Derken, Karayolları 1968 yılında yol yapımına başladı. Yolun gidiş yerleri biraz değişerek tehlikeli bölgelerden uzaklaştırıldı. Bizim köye ait yollar bitinceye kadar Karayollarının ekipleri köyümüzde misafir kaldılar. Üç öğün yemekleri en güzel şekilde verildi. Sofradan et ve tatlı eksik olmuyordu. Her gün bir hane sıra ile ev sahipliği yapıyordu. Böylece bizim köyün yolları 2 ay içerisinde yapılıp bitirildi. Bu çalışmaları, özellikle Köpürlü’ye bakan Yazımeşe’deki sarp kayaların parçalanmasını köylülerimiz merakla takip etti. Hatta bazı ihtiyarlar, bu kayaların parçalanamayacağını düşünüyorlardı. Dolayısıyla daha bir dikkatle seyrettiler. Sonra da, gördüklerinin karşısında, teknolojinin gücüne şaşırdıklarını ifade ettiler. Bizim köye ait yerler tamamlanınca, ekiplerin ev sahipliği Taşkaracalar köyüne devredildi. Fakat bir müddet sonra ekipler yemek zamanlarında yine bizim köye gelmeye başladılar: Çünkü, nedendir bilmeyiz Taşkaracalar’ın yemeklerini pek beğenmemişler. Bizim Muhtardan rica etmişler, bir müddet daha Karayolları ekiplerinin yemeğini bizim köy verdi. Bu olaya bazı köylülerimiz itiraz ettiyse de, “bu ekip ileride başka işimizde kolaylık yapar, işimize lazım olur” düşüncesiyle bu ev sahipliği bir müddet daha devam etti.  O dönemde yapılan yollar sayesinde yaz – kış rahatça yolculuk edebildik. Zaman zaman kapansa da, tamir edilse de yol herkes için büyük bir nimettir. 2003 yılında soğuk asfalt ile kaplanan bu yollar daha da güzelleşmiştir. 1968’den önce kullandığımız eski yol biraz daha dar ve kısa idi. O yıllarda tabelalarda Kurşunlu-Kapaklı arasındaki mesafe 12 km. olarak verilirdi. Yeni yol yapılırken güzergah biraz değişti. Yazımeşe yokuşunun rahat ve güvenle çıkılması için yol biraz daha uzadı. Bu nedenle Kurşunlu-Kapaklı arasındaki mesafe 13 km’ye çıkmıştır.

Köylerimizde telefon epey eski yıllarda var imiş. ******?1950’li yıllara kadar, muhtarlara zimmetli olan manyetolu tek hat varmış. …. yılında bu telefon nedendir bilmiyoruz, geri alınmış. 1970’li yıllarda komşu köyümüz Taşkaralar’a telefon santrali kurulmuştu. O zaman bizim köye de bir hat verildi ve tabi ki Muhtarın evine bağlandı. Bazı köylülerimiz de evine hat çektirdi, fakat bu hatlar dahili hat şeklinde idi. Köyü aradığımızda karşımıza Muhtar veya ailesinden birisi çıkıyordu. Sonra istediğimiz yer bağlanıyordu. Tabi ki evinde telefon olmayanlar bizzat çağrılıyor ve görüşme Muhtarın evinde oluyordu. Bu dönemlerde Muhtar ve ailesi çok kişiden hayır dua almışlardır. Hakikaten sabır ve sevgi isteyen bir durumdu. Bazen gece yarısında bile acilen birisi aranabiliyordu ve mutlaka, bir şekilde haber veriliyordu. Ayrıca tek telefon Muhtarın evinde olduğu için evde her an birisinin kalması gerekiyordu. 1990’lı yılların başında köyümüze de telefon santrali kuruldu. Şu anda 100 abonelik müstakil bir santral var ve aradığımız kişilerle direk olarak konuşabilmekteyiz. Böylece Muhtarların üzerinden büyük bir yük de kalkmış oldu.

Elektrik gelmeden önce gaz lambası veya idare dediğimiz basit bir tenekeden yapılma aydınlatma araçları kullanılmakta idi. Bazı evlerde lüküs denilen rüzgara karşı muhafazalı fenerler de vardı. Yolda, dağda bayırda ise şimdi olduğu gibi el fenerleri kullanılmakta idi. 1970’li yılların sonuna doğru Çankırı’nın köylerine elektrik götürmek için çalışmalar hızlandı. 1979 yılında bizim köylere “yakında elektrik geliyor, evinize tesisatınızı yaptırın” diye bildirim yapıldı. Aynı yıl evlere tesisatlar yapılmaya başlandı. O sıralarda bir evin elektrik tesisatının tamamı ortalama 10.000 (onbin) liraya çıkıyordu. Fakat elektriğin kendisi biraz daha geç geldi. 1982 yılında elektriklerimiz yandı. Bu olay köyde büyük bir hareketliliğe sebep oldu. Çünkü, şehirde olan elektrikli aletler artık köyde de olmalıydı. Eskiden cereyan olmadığı için hiç kimse televizyon, buzdolabı, teyp gibi şeylere gerek duymuyordu. Şimdi elektrik yani cereyan geldiğine göre, neden bu aletler de gelmesin? Üstelik köydeki hemen hemen herkesin bir veya birkaç ferdi şehirlerde idi. Şehirdekiler gereken yardımı mutlaka yapacaklardı ve yaptılar da. İlk önce elektrikli radyo ve teypler, ardından da televizyonlar gelmeye başladı. Daha sonra buzdolapları, derken elektrikli yayığa kadar her türlü alet köyümüze gelmiştir. Diğer aletlerin pek fazla akıllarda kalan anısı yoktur. Fakat televizyonlardan biraz bahsetmek gerekir. Malumunuz televizyon güzel, hoş fakat biraz pahalı bir alet. Şehirde televizyonlar 1968 yılında görülmeye başlanmıştır. İlk sıralarda çok az evde olan bu aletler 1975’ten sonra her eve girmişlerdir. Televizyonların her evde olmadığı bu 6-7 yıl içerisinde, televizyonu olan ve olamayan komşular arasında ilginç olaylar meydana gelmiştir. İşte bu olaylar köyümüzde de 1982-1990 yılları arasında aynen olmuştur. Televizyon seyretmek için televizyonu olan birisine misafirliğe gidilirdi. Televizyon kapanıncaya kadar da evde kalınırdı. İlk günler ev sahipleri bunu hoş karşıladılar. Öyle ya, onların televizyonu vardı ve bundan komşular da faydalanabilirdi. Gelenlere çay ikram edilirdi. Fakat gün geçtikçe bu durum televizyon sahiplerine ağır gelmeye başladı. İnsanın uykusu gelse, yatamıyor, ailesiyle baş başa kalamıyordu. Hatta, hasta bile olsa, televizyon seyredenlerin çokluğundan dolayı istirahat edemez hale gelmişti. Birde ufak çocukların derdi vardı. Bazen, tuvaleti gelen küçük çocuklar filmi kaçırmamak için maalesef oldukları yerde, çişini yapabiliyordu. Tabi ki misafirler gidip, ortalık temizlenirken yerdeki ıslaklıktan ve kokudan durum anlaşılıyor, fakat elden bir şey gelmiyordu. Derken, televizyon sahipleri artık güleryüz göstermemeye, bazen televizyonlarını açmamaya başladılar. Aslında televizyon sahiplerine hak veren, ama çocuklarına laf anlatamayan bazı aileler bu tavır karşısında borç harç denkleştirip, evlerine televizyon aldılar. Bu devirlere ait hepimizde acı-tatlı bir çok hatıra vardır.

İsmi önemli değil, bir köylümüz anlatmıştı. Beş-altı çocuk, şimdi rahmetlik olan bir köylümüzün evine sık sık televizyon seyretmeye giderlermiş. Karlı bir kış günü yine gitmişler. Belki gerçek, belki bahane, bunlara “televizyon bozuk” denmiş ve kapıdan çevirmişler. Az sonra gidip, dışarıdan hep birlikte evin penceresine bir sürü kartopu atmışlar. Yıllar sonra, gülerek yaptıkları hatayı söylüyor ve “Hem o kadar zaman televizyonunu seyrettik, hem de bir gün içeri almadılar diye adamın penceresini kar topuna tuttuk” diyordu. Allaha şükür televizyonlar çoğalınca bu sıkıntılar da ortadan kalktı.

Kaynak: Kasım ÇELİK