Pazara Gidilmesi | Ana Sayfa

Pazara Gidilmesi

28 Şubat 2010 Yazan  
Kategori Pazar Görme

 

Bildiğiniz gibi Kurşunlu’da pazar, Salı günleri kurulur. Bizim köy ile Kurşunlu 13 km. Eskiden bu mesafeyi at veya eşek üzerinde alınırdı. Giderken boş gidilmez. Kurşunlu’da paraya çevirebileceğimiz, fiy, arpa, buğday, yumurta gibi malzemelerle gidilirdi. Zaten pazarın girişinde bunları toptan alacak tüccarlar bizi bekliyordu. Genelde herkes tarafından bilinen bu insanlara günün rayiç fiyatından eldeki malzemeler satılır ve ele geçen parayla Pazar görme başlar. Kasaba pazarları çoğu yönden şehirdekilere benzemez. En başta, Pazar akşama kadar devam etmez. Öğlen namazından sonra her şey biter, tezgahlar toplanmaya başlar. Hatta bir çok şey saat 10-11 civarında tükenir. Alış verişinizi bu zamanlarda bitirmeniz gerekir. Yoksa bir sonraki haftayı beklemek zorunda kalırsınız. Ayrıca, her aldığınız malzemeyi yanınızda taşıyamazsınız. Yükünüz biraz fazlalaşınca, diğer işlemleri daha rahat halletmek için bir yere emanet etmeniz gerekir. Bundan da önce yanınızdaki at veya eşeğinizi Pazar sonuna kadar bir yere bağlamanız lazım. Tabi ki gözler hemen tanıdık ve güvenilir birilerini arar. Bunun için en uygun olanlar ise bizim köylü olup ta kazada oturan veya esnaflık yapanlardır. Hayvanları bırakmak için ilk akla gelen isim bizim köylü rahmetlik Uzun Şükrü idi. Kendisi her zaman evde bulunmasa da evi her zaman bizim köylülere açık idi. Eşi Hayriye Hanım da bu konuda herkese çok yardımcı olurdu. Bu hayvanların yemine ve suyunun da verilmesi gerekirdi. Satın alınan meyve ve sebzeleri bırakmak ilk akla gelen iki isim vardı. Yine bizim köylü olan rahmetlik Abdulkadir’e ait olan Yılmaz Bakkaliyesi veya yine rahmetlik olan Hazim Ağanın pazardaki tezgahı. Pazardan alınan bazı malzemeleri dikkatli korumak lazım. Örneğin gaz lambasına cam aldıysanız, kırılmasın diye ortasından bir il geçirip boynunuza asmanız gerekir. Uzun yolda ezilebilecek üzüm gibi şeyleri sepete koymanız lazım. Derken alışveriş ve diğer işler biter ve dönüş başlar. Önce hayvanların yanına gidilir ve eldeki malzemeler hayvanın üzerine yerleştirilir. Daha sonra Yılmaz bakkaliyesinde veya Hazim Ağanın tezgahında olan malzemeler de alınarak hayvanın yükünde son düzenlemeler yapılır. Sonra da üzerine binilerek geldiğimiz yoldan ve bir pazarı daha görmenin rahatlığıyla köye döneriz. Eğer hayvanların yükü fazlaysa sahibi yayan gider. Pazara geliş ve gidişte genelde birkaç kişi birlikte ve sohbet ederek yolculuk yapılırdı. Yolun üstündeki köyden geçerken, bazen çocuklar pazardan dönenlere doğru koşup, ellerini açar ve “yolkirası, yolkirası” diye seslenirdi. Bunun anlamı pazardan dönenlerden biraz meyve istemek idi. Genelde böyle durumlarda birer elma, erik gibi şeyler verilerek çocuklar sevindirilirdi.

1970’li yıllarda traktörler çoğalmaya başladı. İnsanlar yavaş yavaş at ve eşeğini köyde bırakıp traktörlere binmeye başladılar. Traktörler hızlı, zahmetsiz idi, ama açık havada yolculuk edilirdi. Güneşli ve güzel havalarda her tarafımız toz olur, yağmurlu ve çamurlu havalarda ise her yerimiz çamur olurdu. Kısa mesafeli ve yavaş gidilen yolculuklarda bu durum pek fark edilmezdi. Fakat pazara gidince veya pazardan köye gelince, traktörlerden inenler mutlaka üstlerini başlarını çırpmak ve temizlemek zorundaydı. Henüz bizim köyde traktör yoktu. Fakat Taşkaracalar ve Dumanlı’nın traktörleri bizim köyün yolcularını da taşımaya başladı. Tabi ki ücretini ödemek şartıyla. İlk hatırladığım fiyat gidiş-dönüş 5 lira idi. Bazen haklı veya haksız olarak bu köylerin motorcularına kızdığımızda, bizim köyden bir kişinin traktörünün olmadığı ve diğerlerine mecbur kaldığımız için üzülürdük. Bazı köylülerimiz ise hala eski usulle, at ve eşekle gitmeye devam ederlerdi. Çünkü, yol parası o günün şartlarına göre hiç de az değildi. Derken, zannedersem 1973’te Murat Ağa ilk traktörü aldı. Hemen hemen herkes sanki kendisi almış gibi sevindi. Yalnız bu motorun gücü biraz az idi. Diğer güçlü traktörlerle yarışması imkansız idi. İlk hafta Pazara gidecek bütün köylülerimiz erkenden yola çıkıp Murat Ağayı bekledi. Diğer köylerin traktörlerine kimse binmedi. Az sonra traktör geldi. Herkes kendi traktörüne biner gibi büyük bir heyecanla bindi. Yolculuk çok neşeli geçti. Dönüşte yine herkes aynı traktöre bindi. Dönüş yolunda çok yokuş olması ve yükün ağırlığı sebebiyle öteki motorlar bizim köylüleri geçtiler. Ama önemli değil, biraz geç de olsa yine de kendi köyümüze ait traktörle yolculuk çok iyiydi. Bundan sonra da bizim köylülerin çoğu yine bu traktörü kullandı. Tabi ki diğer köylerin motorlarına binenler de vardı. Sonradan bizim köyde de traktör sahibi olanlar çoğaldı. Şimdi at eşek kalmadığı için herkes traktör veya başka vasıtayla işlerini halletmekte, pazarını görmektedirler. Fakat Kurşunlu’ya her gelişimde eski günler ve eski insanlar gözümüzün önünde canlanmaktadır.

Yorumlar

Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!





Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.